1917 – İnceleme

Savaş filmlerinden hiçbir zaman çok hoşlanmadım. Ancak bu film bir savaş filminin ötesinde. Altın küre ödülü sahibi 1917 filminin neden Oscar’da en iyi film kategorisinin favorisini olduğunu şimdi çok iyi anladım.

Kaliteli Bir Yönetmen

1917

1917 filmini sevdiğim yönetmenlerden Sam Mendes’in yönettiği ve ortak yazarlığını yaptı. Sam Mendes’in yönettiği çok fazla film yok ancak en sevdiğim filmlerden biri olan American Beauty’nin yönetmeni kendisi. Son dönemin en iyi James Bond filmi olan Skyfall da Sam Mendes’e ait. Az ve öz işler yapıyor diyebiliriz. Ayrıca kendisi Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio’yu tekrar birlikte beyaz perdede izlediğimiz Revolutionary Road filminin de yönetmeni.

Filmin oyuncularına gelecek olursak, Game of Thrones’dan tanıdığımız Dean- Charles Chapman ve Captain Fantastic filminde başarılı oyunculuğuyla hatırladığım George MacKay yer alıyor. Yardımcı oyuncu diyebileceğimiz kategoride birçok ünlü oyuncu yer alıyor. Ancak çok kısa sahneleri var. Colin Firth ve Benedict Cumberbatch bu oyunculardan ikisi.

Kısaca filmin konusunda bahsedecek olursak, iki İngiliz askerine bir görev verilir. Düşman hattını geçerek saldırının iptal kararını diğer birliğin komutanına bildirmek görevleridir. İki askerin tek amacı ellerine verilen emir mektubunu uzun bir yol boyunca taşımaktır.

Sonrası Hep Spoiler

Film hakkında genel bilgileri verdikten sonra, şimdi film hakkında konuşmaya başlayabiliriz. İki asker Blake ve Schofield önemli bir görev alıp yola koyulurlar. Blake, daha naif olan taraftır. Komik olmaya çalışır yol boyunca, içerisinde korkuyu dışarıya vurmadan kendine geliştirdiği bir savunma mekanizması olarak görülüyor bu tavrı. Schofield ise daha ciddi olan taraf.

Filmin başında başlayan yolculuk bana Frodo ve Sam’in yüzüğü taşımasını hatırlattı ancak filmin ortalarına doğru bu görüşüm değişti. Çünkü karakterler Frodo ve Sam’in özünde taşıdığı karakter özelliklerine sahip değiller ve naif karakter Blake çok fazla yol gidemeden ölüyor. Havada bir it dalaşı sonrası düşen düşman uçağı üstlerine geliyor. Blake, askeri kurtarıp su vermek istiyor. Schofield, su getirirken yardım etmek istediği düşman askeri tarafından bıçaklanarak ölüyor. Bu sahneyi naifliğin iyiliğin ölüşü olarak yorumlamak mümkün… Bana göre iyiliğin bu sahnede ölmesi tüm filmde iyiliği öldürmüyor. Her zaman iyi olarak kalan biri olacaktır diyor.

 

Görev Esastır

1917

Görevi devralan Schofield’ın yolculuğu daha zor bir hal alır. Sonuca ulaşmak için elinden gelen her şeyi yapar. Sinemasal nitelikte bir sürü sahne izliyoruz. Tamamı tek plan ve mükemmele yakın çekilmiş bir film izliyoruz. Önemli olan hikaye değil, hikayenin nasıl anlatıldığıdır, tezini çok iyi anlatıyor bu film bizlere.

Bir filmi cut olmadan çekmek büyük bir iştir ve usta yönetmen Sam Mendes ve ekibi bu işin altından büyük bir başarıyla kalkmışlar. Dramatik müzikler etkiliydi filmde ancak ben daha karakteristik müzikler olmasını isterdim, filmi yeni izlememe rağmen aklımda kalan bir melodi hiç olmadı.

Film savaşın bunaltıcı ve gerçekçi havasını bize çok iyi şekilde geçirmeyi başarıyor. Bir savaş güzellemesi veya şiddet pornosuna yakın görüntüler görmüyoruz. Yine ince bazı sahneler bize savaşın kötü olduğunu anlatmaya yetiyor bize.

Schofield’ın görevine olan inancı asla abartılı bir şekilde bizlere gösterilmiyor. Vatan aşkıyla yanıp tutuşan bir karakter yok ortada, bu da filmi daha güzel bir hale getiriyor. Yalnızca insanların ölmesini istemeyen bir adam  var. Bu işin bitmesini ve dönmeyi istiyor. Bu yönüyle bir beni daha da çekti. Filmin çekim tarzı ve anlattıkları filmi direkt olarak Oscar favorilerinden biri yapıyor diyebiliriz. 1917,Dunkirk’ten sonra izlediğim en iyi savaş filmiydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir