Hobbit Neden Kötü Bir Seri ?

J.R.R Tolkien’in yarattığı evrenin başlangıcı. Bizi Yüzüklerin Efendisi’ne götüren bu yol neden kötü kötü? Evet, sayın okuyucular. The Hobbit serisini adım adım ele almadan önce, “Zaten bir tanecik kendine has kitaptan üç film çıkarmışlar nasıl iyi olmasını bekliyoruz ki? “ diyerek eleştirimize başlıyoruz.

The Hobbit : Unexpected Journey

En günahsız olan serinin ilk filminden başlayalım. Filmimiz Frodo ve yaşlı Bilbo’yla açılıyor ve hepimizi nostaljik bir mutluluğa zerk ediyor. Genç Bilbo’ya döndüğümüzde ise Shire’ın güzel doğasıyla dingin bir bahar günü içimizi mutlulukla dolduruyor. Gandalf bildiğimiz gibi Shire bildiğimiz gibi. Hobbitler öyle. Beklentimiz yükseliyor. Daha sonra gelen cücelerdeki ağır karikatür tiplemeler, beni hafiften rahatsız etse de düşünmek istemiyorum. Daha sonra yolculuk kitaba sadık bir şekilde başlıyor. Tartışmasız kitabı en iyi yansıtan seri… Tabi abartılı ve gereksiz Radagast sahneleri bize bazı kötülüklerin beslenmeye başladığını gösteriyor. Ama bu Radagast’ın gerekli bir karakter olduğunu göstermiyor. Yüzüklerin Efendisi serisinde çok sevdiğimiz şeylerden biri olan orkların gerçekçi görüntüsü artık maalesef bizlerle değil. Üzerimize CGI atılıyor. Bir giriş filmi olmasına rağmen bolca poz kesen Thorin Meşekalkan dışında bir origin story izleyemiyoruz. Bu cücelerin koskoca ejderhaya baş tutmaya karar verdiğiyle ilgili bir motivasyon bizlere geçmiyor.

 

The Hobbit : The Desolation of Smaug

Filmde cücelerimiz hedeflerine adım adım ilerliyor. Cücelerimiz diyorum çünkü IMDB’ye bakmadan cücelerin isimlerini dahi hatırlayamıyorum. Peki neden? Çünkü cücelerimiz vasıfsız karakterler olmaya devam ediyor. Thorin dışında vurgulanan kimse yok maalesef. İkinci filmimizde de CGI şölenimiz sürüyor. Gollum’u tekrar görmek beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Ayrıca Smaug’u görmekte beni heyecanlandırıyor. Ancak Tauriel adında uydurma bir elfin sadece üç dakika konuştuğu gereksiz bir cüceye aşık olmuş olabileceği fikrini kabullenemiyorum. Bu nasıl fikirdir ya Rab! Devam edelim. Variller… Diyorum ve devam etmiyorum başka bir şey söylememe gerek yok bu konuda. Legolas’ın babasına olan isyanı, böyle bir şey neden var peki? Nehir kentine gelindiğinde zaten bir şeyler insanı rahatsız etmeye başlıyor. Evet Alfrid! Bela burada başlıyor.

 

The Hobbit : The Battle of the Five Army

 

Serimizin son filmi Bard’ın Smaug’u son kalan okla öldürmesiyle başlıyor. Ki kitapta böyle son kalan ok durumu diye bir şey yok. Daha sonra cücelerimiz dağını alıyor. Arken taşını saklayan Bilbo, önemli işlere imza atıyor. Peki arken taşı neden bu kadar önemli? Yüzüklerin efendisinde yüzüğün önemini hepimiz çok iyi anlıyoruz değil mi? Ama arken taşı benim için bir anlam ifade etmiyor.

Alfrid denen saçma sapan karakterin neden her yerden karışımıza çıktığını anlayamıyorum. Komik olmaktan uzak, hikayeye kesinlikle bir katkısı olmayan bu karaktere bu kadar yer verilmesinin mantıklı bir açıklaması olmalı gerçekten. Devam edelim. Yüzüklerin Efendisin’de Sauron’u fiziksel olarak görmüyoruz. Birebir olarak yaptığı bir kötülüğü görmüyoruz, sadece elçilerini görüyoruz ve bu bizi korkutmaya yetiyor. Kulenin tepesinde duran koca bir gözden korkuyoruz. Peki, Gandalf’ın, Galadriel’in savaştığı şey ne? Koca bir hayal kırıklığı…

Üzerimize en çok CGI atılan bir de maalesef serinin son filmi. Koskoca savaş sahneleri ancak bu kadar gerçeklikten uzak bu kadar yapay durabilirdi. Savaş kaybedilirken üç beş cücenin “ Hurraa! “ diye düşmana saldırmasıyla gerçekten koskoca bir savaşın seyri değişebilir mi? Fili, Kili vb. isimlerde cücelerimiz ölüyor bu filmde. Ben üzülmüyorum. Neden üzüleyim ki? Kimsin abi sen ?

Neyse toparlayalım. Serinin üçüncü filminin sonunda Bilbo cücelere veda ediyor. Filme çok uygun bir son olmuş. Duygusuz önemsiz, anlamsız… Bakan bakan yüzlerle koskoca bir yolculuğa çıkmışız ama hiçbirini tanımıyorum. Bu veda orta dünyayı katleden duygularımızın içine eden yapımcıların ve yönetmenimiz Peter Jackson’un bize vedası.

Peter Jackson, bizlere gerçekten harika bir Yüzüklerin Efendisi serisi verdi. Bunun için minnettarız kendisine, bu filmde istediği şeyleri yapamadığını da çok iyi biliyorum. Ama yine de sinirliyim. Alfrid ne ya?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir